ÖLDÜKTEN SONRA YAŞAM

31 Ekim 2010 Yazan  
Kategori Dini BilgiLer

Insanoglu öldükten sonra berzah âlemi denilen, hem dünya hem de ahiret âlemlerinin bazı özelliklerini taşıyan bir başka âlemde, varlık boyutundadırlar. Dünyada olan yalnızca onların çürümüş cesetleridir. Bu cesetlerin gömülü olduğu kabirler, ebedi âlemdeki ruhların mekanları değildir. Berzah âleminde yaşamaya devam eden ruhlar, kabir süalini geçirdikten sonra, dünyadaki yaşantılarının bir sonucu olarak ya cehennemdekine benzer veya cennettekine benzer (aynı olmamakla beraber onları andıran) bir hayat yaşarlar.
Peki öldükten sonra onların durumlarını iyileştirecek, cezalarını azaltacak, manevî nimetlerini arttıracak bir amel yok mudur?
Vardır. Bu amel ikiye ayrılır:

1. Kendinin ve çocuklarının yaptıkları:
a) Kişinin ölmeden önce yaptıklarından devam etmekte olanlar: İnsanların istifade ettikleri yol, su, köprü, okul gibi hayırlar (sadaka-i câriye).
b) Kişinin geride bıraktığı, ondan sonra da insanların yararlanmakta oldukları ilim ve öğrenciler.
c) Çocukları ve torunlarının; ana, baba, dede, nine gibi yakınları için yaptıkları dualar, ibadetler, hayırlar, sadakalar…

2. Başkalarının yaptıkları:
Ölüye, kendi yapıp bırakarak gittiği hayırlar ile çocuklarının yaptıkları fayda verdiği gibi, diğer müminlerin onlar adına, onlar için yaptıkları bazı ibadetler ve dualar da onlara fayda verecek, berzah âleminde durumlarının iyileşmesi bakımından yararlı olacaktır.
Bir önemli fark da ölülerin ruhlarından korkmakla ilgilidir. İslam’a göre yanımızda, bizim dünyamızda olmayan ruhların bize bir zararları, kötülükleri olamaz ve onlardan korkmak için bir sebep yoktur.
Faydaları olabilir mi?
Bu konu tartışılmıştır. Allah’ın bazı kullarına, berzah âleminde iken de dünyadaki yakınlarına veya onları -Allah’ın lütuf ve yardımları için- aracı kılanlara faydalarının dokunması konusunda izin ve imkan verdiğine (şefaat, tevessül) inananlar da, inanmayanlar da vardır. Ama bu konuda, üzerinde bütün müminlerin birleştiği nokta, ne istenecekse bunun ancak Allah’tan istenebileceği, O’nun izni olmadan kimsenin kimseye şefaat edemeyeceği ve aracı olamayacağıdır. Dua Allah’a yapılacak, istenen O’ndan istenecektir; şefaat ve tevessüle inanan müminler, Allah’a yakın olduklarına inandıkları kimseleri -dualarının kabulü için- aracı yapacaklar, Allah’ın sevgili kullarından bu maksatla şefaat dileyeceklerdir.
Fâtiha, Yâsîn ve başka sureleri veya Kur’an’ın tamamını (hatim) Allah rızası için okumak bir ibadettir, bu ibadetten hasıl olan sevabı bir ölünün ruhuna bağışlamak da caizdir, bundan onun istifade edip etmeyeceği Allah’a kalmıştır.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN DİLİNDEN KABİR AZABİ

31 Ekim 2010 Yazan  
Kategori Dini BilgiLer

Kabir ahiret menzillerinin birinci menzilidir. Kişi ondan kurtulabilirse, ondan sonrakiler daha kolaydır. Ondan kurtulamazsa ondan sonrakiler bundan daha zordur, daha şediddir.

Kabir azabı haktır. Onlar kabirde azap çekerler, onların azabını hayvanlar işitir.

Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçedir veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur.

Manzaraların hiçbiri kabir kadar korkutucu ve ürkütücü değildi!.

Resulullah (a.s) bir mezarlıktan geçerken, iki mezardaki ölünün bazı küçük şeylerden dolayı azap çekmekte olduklarını gördü. Bu iki mezardaki ölülerden biri hayatında laf taşıyıcılık yapıyor, diğeri ise idrardan sakınmıyordu. Bunun üzerine Resulullah (a.s) yaş bir dal almış, ortadan ikiye bölmüş ve her bir parçayı iki kabre de birer birer dikmiştir. Bunu gören ashap, niye böyle yaptığını sorduklarında:

“Bu iki dal kurumadığı sürece, o ikisinin çekmekte olduğu azabın hafifletilmesi umulur”  buyurmuşlardır


Sohbet