ölüm
28 Şubat 2011 Yazan admin
Kategori Dini BilgiLer
Ölüm sizi her an yakalayabilir.
Kimbilir o an, belki de şu andır ya da size çok yaklaşmıştır.
Belki de bu satırlar ahlakınızı yeniden düşünmeniz için ölümünüzden önce size tanınmış son bir fırsat, son bir hatırlatma, son bir uyarıdır. Siz bu satırları okurken bir saat sonra hayatta kalacağınızdan emin olamazsınız. Bir saat sonra hayatta olsanız bir sonraki saate erişeceğinizin hiçbir garantisi yoktur. Saat değil bir dakika, hatta bir saniye sonra bile hayatta olacağınız kesin değildir. Bu kitabı sonuna kadar okuyup bitireceğinizin de hiçbir garantisi yoktur. Ölüm size, büyük bir ihtimalle, bir dakika öncesinde ölmeyi hiç aklınızdan geçirmediğiniz bir anda gelecektir.
Mutlaka öleceksiniz, tüm sevdikleriniz de ölecek, sizden önce ya da sonra mutlaka ölecekler. Bundan 100 sene sonra dünya üzerinde sizin tanıdığınız hiçbir canlı insan kalmayacak.
Her insanın, kendi hayatı hakkında bitmek tükenmek bilmeyen planları vardır. Liseyi bitirmek, üniversiteye girebilmek, mezun olmak, iş sahibi olmak, ev sahibi olmak, evlenip çoluk çocuk sahibi olmak, çocuğunu büyütmek, emekli olmak, huzurlu bir hayata kavuşmak gibi… Bunların dışında, herkesin, kendi içinde bulunduğu durum ve şartlara göre daha binlerce konuda çok kapsamlı planları olabilir.
Oysa bu planların hiçbirinin gerçekleşeceği kesin değildir. Buna karşın ölüm, yüzde yüz gerçekleşecektir.
Yıllarca çalışıp çabalayıp üniversiteye giren bir öğrenci okuluna giderken ölebilir. Ya da yeni işe giren bir kişi işine giderken veya evlenenler düğünden dönerken ani bir trafik kazası sonucunda ölebilirler. Başarılı bir iş adamı, işlerini çabuk halledebilmek, gideceği yere daha çabuk ulaşıp vakit kazanmak ve daha çok şeyler yapabilmek için uçak yolculuğunu tercih eder. Fakat uçak düşebilir ve hayatı hiç düşünmediği şekilde son bulabilir.
Geriye kalan planlarını gerçekleştiremeden, bir daha asla tamamlanmayacak bir şekilde yarıda bırakarak, dönüşü olmayan bir yere giderler… Oysa o gittikleri yer için hazırladıkları hiçbir planları yoktur. Gerçekleştiremeyecekleri planları yıllarca en ince ayrıntısına kadar düşünmüşlerdir, ama gerçekleşeceği kesin olan ölüm hakkında hiçbir şey düşünmemişlerdir.
Peki akla ve bilince sahip bir insan hangisine öncelik vermelidir? Gerçekleşeceği kesin olan hakkında mı, yoksa olmayan hakkında mı plan kurmalıdır? İnsanların bir kısmı, kesin olmayana önem verirler. Hayatın hangi safhasında olursa olsun bütün planlarını, gelecekte daha iyi ve daha mükemmel bir hayata kavuşabilmek için yaparlar.
Eğer insan ölümsüz olsaydı, bu davranış gerçekten de mantıklı olacaktı. Fakat bütün planlar, ölüm denen mutlak sona mahkumdur. Bu nedenle, kesin olan ölümü bırakıp kesin olmayanları önemsemek, kesinlikle akıl dışıdır.
Ne var ki insanlardan bazıları, akıllarını kaplamış garip bir gaflet hali nedeniyle bir türlü bu açık gerçeği fark edemezler. Uzun yıllar yaşayacaklarını hatta hiç ölmeyeceklerini varsayarak sadece dünyada belirledikleri hedeflere ulaşmak için çabalarlar. Ölümle birlikte başlayacak olan gerçek hayatlarını düşünmezler. Ona yönelik bir hazırlık yapmazlar.
İman eden bir insan dünyadaki ve ahiretteki kurtuluşu için, Kuran’da bildirilen tüm ibadetleri ve ahlak özelliklerini, hayatının sonuna kadar kesintisiz olarak uygulamalı ve ahirete hazırlık yapmalıdır. Mümin, Allah’ın rızasını, sevgisini ve yakınlığını kazanabilmek ve sonsuz hayatında Rabbimiz’in rahmeti ve cennetine layık olabilmek için oruç, tesettür gibi ibadetleri ihlasla, samimiyetle ve yalnızca Rabbimiz’in rızasını gözeterek yerine getirmelidir. Tüm inananlara farz kılınan beş vakit namaz da, müminin titizlikle koruması ve ihlasla yerine getirmesi gereken bir ibadettir. Peygamber Efendimiz (sav), beş vakit namazın müminleri kurtuluşa yönelten bir vesile olduğunu bir hadisinde şöyle bir örnekle anlatır:
Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor:
“Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in şöyle söylediğini işittim: “Sizden birinizin kapısının önünden bir nehir aksa ve bu nehirde hergün beş kere yıkansa, acaba üzerinde hiç kir kalır mı, ne dersiniz?” “Bu hal, dediler, onun kirlerinden hiçbir şey bırakmaz!” Aleyhissalâtu vesselâm: “İşte bu, beş vakit namazın misalidir. Allah onlar sayesinde bütün hataları siler” buyurdu.” (Buhâri, Mevâkît 6; Müslim, Mesâcid 282, (666); Tirmizî, Emsâl 5, (2872); Nesâî, Salât 7, (1, 231); Muvatta, Sefer 91, (1,174).
İnkar edenler hesap günü bu gerçeklerle yüz yüze kaldıklarında telafisi olmayan hatalarından dolayı çok derin bir pişmanlık duyacaklardır.
Bu kitap, insana bu çok önemli gerçekleri düşündürmek ve hızla yaklaşan büyük olayı haber vermek için yazılmıştır… Bu büyük olay, kesindir.
Dolayısıyla, düşünmekten kaçmak, hiçbir şekilde çözüm değildir.
Ölüm Kıyamet Cehennem
28 Şubat 2011 Yazan admin
Kategori Dini BilgiLer
Bizim, sizi boşbir amaç uğruna yarattığımızı ve
gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?
( Müminun Suresi, 115)
Ölüm Ve Ahiret Hayatı
28 Şubat 2011 Yazan admin
Kategori Dini BilgiLer
Bazı insanlar ölümü, insanın yokoluşu gibi anlarlar. Oysa ölüm, sadece dünya hayatı ile ahiret hayatı arasında bir geçiş, bir kapı gibidir.
Kapının arkasında, yani ahiret hayatımızda, cennette veya cehennemde bir yerde olmamız da Allah’ın(c.c), dünyadaki hareketlerimizi beğenmesine veya beğenmemesine bağlıdır.
Ölüm sadece bir sürenin dolmasıdır. Sınavın bittiğini belirten zilin çalması ve çıkış kapısının açılması gibi. Allah (c.c) herkese dünyada ayrı bir sınav süresi vermiştir. Kiminin süresi 30 yılda, kimininki ise 100 yılda bitebilir. Nasıl sizin dünyadaki sınavınızın başlangıcı olan doğumunuza siz değil Allah (c.c) karar verdiyse, sürenin bitimine de Allah (c.c) karar vermiştir. Yani kaç yaşında öleceğinizi yalnızca Allah (c.c) bilir.
Ölümü nasıl karşılamamız gerekir?
Dünyadaki sınavın bitişi demek olan ölüm, iman eden kişiler için bir sevinç vesilesidir. Süresi dolup da sınavdan çıkan ve başarılı olan bir insanın ardından üzülmek çok anlamsız olur. İşte bu şekilde ölen bir insanın ardından üzülmek de aynı şekilde, hatta daha da anlamsızdır. Ölen kişi çok yakın tanıdığımız ve çok sevdiğimiz biri olabilir. Ancak iman eden bir insan ölümün kesin bir ayrılık olmadığını, ölen kişinin sadece dünyadaki imtihanın bittiğini düşünür ve buna göre davranır. Allah’ın (c.c) isteklerine göre yaşayan Müslümanları Allah’ın (c.c) ahirette yeniden biraraya getireceğini ve cennetle mükafatlandıracağını bilir. Bu durumda üzülmek bir yana bu kişi için büyük bir sevinç duyar.
Allah (c.c) bizi dünyadan istediği an çıkartabilir yani dilediği an canımızı alabilir. İnsanın yapması gereken bu süre dolmadan önce elinden geleni yapıp Allah’ın (c.c) sevgisini kazanmaya çalışmaktır.
Sonuç olarak aklınızdan çıkarmamanız gereken şudur: Ölüm bir son değil, bir geçiş kapısıdır. Sonsuza kadar sürecek olan asıl hayat, ahirettedir. Bizim de her an ahiretteki bu gerçek hayatımıza hazırlık yapmamız gerekir. Hiç sınavdaki insan orada sonsuza kadar yaşayacakmış gibi bir çaba içine girer mi? Elbette hayır. Sadece soruları dikkatlice cevaplayıp sınavdan bir an önce çıkmayı düşünür.
İşte dünya hayatında da insan Allah’ın (c.c) kendisi için hazırladığı imtihanı en iyi şekilde bitirip Allah’ın (c.c) rızasını ve cenneti kazanmayı istemelidir.
Her insanın dünyadaki en önemli çabası Allah’ı (c.c) sevmek ve O’nun rızasını kazanmak için çalışmak olmalıdır. Çünkü sonsuz merhamet sahibi olan Rabbimiz Kendisine inanan kullarını sevmekte ve her an korumaktadır. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:
… Doğrusu benim Rabbim, herşeyi gözetleyip-koruyandır.” (Hud Suresi, 57)
Ahiret Hayatı
Dünya hayatının geçici kalınan bir yer olduğunu Allah (c.c) Kuran ayetlerinde bize bildirir ve asıl olanın ahiret yurdu olduğunu haber verir. Dünyada çeşitli olaylarla denenen ve bir gün ölüm ile karşılaşan kişi için ahiret hayatı başlar. Bu, sonu olmayan bir yaşamdır. İnsanın sonsuz hayatı olan ahiret hayatında ruhu yok olmayacaktır. Allah (c.c) bizim için pek çok nimeti yaratandır. Dünya hayatını da, bize verdiklerine karşılık olarak bizim neler yaptığımızı görmek için yaratmıştır. Allah (c.c) , hareketlerimizin iyi ya da kötü olmasına göre ahirette de bir ödül olarak cenneti veya bir ceza olarak cehennemi yaratacaktır.
Allah (c.c) ahirette huzuruna gelecek olanların nasıl karşılık göreceğini Kuran’da şöyle bildirmektedir:
Kim bir iyilikle gelirse, kendisine bunun on katı vardır, kim bir kötülükle gelirse, onun mislinden (eşdeğerinden) başkasıyla cezalandırılmaz ve onlar haksızlığa uğratılmazlar. (Enam Suresi, 160)
Allah (c.c) insanlara karşı çok merhametlidir. Ödül verirken kat kat, cömertçe vermektedir. Oysa cezayı hak edenler sadece yaptıkları kötülüklerin tam karşılığını görürler. Allah (c.c) kimseyi haksızlığa uğratmaz. İnsanlar arasında adaletsiz davranışlar olabilir. Suçlu biri dünyada insanları kandırmış ve onları yanıltmış olabilir. Ama suçunun karşılığını Allah (c.c) ahirette kesinlikle verecektir. Adalet, Allah (c.c) katında yerini mutlaka bulur. Çünkü Allah (c.c) herşeyi görür, bilir ve karşılığını ona göre verir.
Cennet ve cehennem
Cennet ve cehennem, insanların ölümlerinden sonraki ahiret hayatlarını geçirecekleri iki farklı yerdir. Bu yerlerle ilgili gerçekleri biz yine en doğru şekilde Kuran’dan öğrenebiliriz.
Kuran’dan öğrendiklerimiz doğrultusunda cenneti tanıtmak için şöyle bir örnek verelim. Çok güzel manzaralı yerlere gitmiş veya filmlerde hayranlık uyandıran mekanlar görmüşsünüzdür. Hiç ayrılmak istemediğiniz yerler ya da bitmesini hiç istemediğiniz yiyecekler olmuştur. Cennet bütün o gördüklerinizden daha güzel, hatta onlarla kıyas edilemeyecek kadar güzel bir yerdir. Cennetteki yiyecekler dünyadaki hiçbir yiyecekle kıyaslanamayacak kadar lezzetli ve güzel görünümlüdür.
Dünyadaki bütün güzellikleri yaratan Allah (c.c) ayetlerinde, samimi iman eden Müslümanlar için ahirette çok daha güzelini hazırladığını söylemektedir.
Dünyadaki sıkıntılar cennetteki güzellikleri daha iyi anlamamızı sağlar
Dünyada birçok sıkıntı yaşarız. Hasta oluruz, ateşimiz çıkar, kimi zaman bir yerimiz kırılır, çok üşürüz veya sıcaktan bunalırız. Her gün daha birçok sıkıntı verici şey başımıza gelebilir. Midemiz rahatsızlanır, yaşlandıkça cildimiz bozulur, kırışır. Annenizle babanızın gençlik resimlerine bakın ve şu andaki yüzlerini düşünün, aradaki farkı daha iyi anlayacaksınız.
Allah (c.c) bu gibi eksiklikleri dünya hayatında özellikle böyle yaratmıştır. Bunların hiçbiri cennette yoktur. Dünyadaki eksiklikler düşünüldüğünde cennetin ne kadar büyük bir mükafat olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Eğer insan ölünce cennete giderse bütün bu sıkıntılardan kurtulur. Dünyada hoşunuza gitmeyen şeyleri tekrar düşünün. Sizi rahatsız eden bu şeylerden tek bir tanesi bile cennette olmayacaktır.
İMAN EDENLER VE SALİH AMELLERDE BULUNANLAR -Kİ BİZ HİÇ KİMSEYE GÜÇ YETİREMEYECEĞİNDEN FAZLASINI YÜKLEMEYİZ- ONLAR DA CENNETİN HALKIDIRLAR. ONDA SONSUZ OLARAK KALACAKLARDIR.
(ARAF SURESİ, 42)
Cennet insanın en fazla zevk alacağı, en çok hoşuna gideceği nimetlerle hazırlanmıştır. Dünyada her insanın yediği içtiği güzel şeylerden çok daha iyisi ve güzeli, en kusursuzu orada hazırdır. Cennette insan bir daha hiç üşümez, hasta olmaz, üzülmez, korkmaz, yaşlanmaz. Etrafında hiç kötü insan olmaz. Çünkü kötüler artık cehennemde, kendi kötülüklerine layık bir yerdedirler. Cennette ise herkes birbiriyle güzel sözlerle konuşur. Küfür etmez, sinirlenip bağırmaz, birbirinin kalbini kırmaz. İlk insan olan Adem Peygamberden bugüne kadar yaşamış olan, Allah’ın (c.c) , ahlakını beğendiği ve cennete layık gördüğü ne kadar iyi insan varsa artık hepsi orada arkadaştır.
Allah (c.c) Kuran’da, cennette çok güzel ve büyük köşkler olduğunu, insanların buralarda büyük bir neşe ve mutluluk içinde yaşadığını, insanların her istedikleri şeyin gerçekleştiğini haber vermektedir. Aslında bütün bu anlattıklarımız ve sizin bunları okurken düşündükleriniz cennetteki güzellikleri anlatmak için çok yetersizdir. Bunlar insanın bir an düşündüğünde aklına gelen birkaç güzelliktir oysa cennetteki benzersiz güzellikler hiç bitmez.
İMAN EDİP SALİH AMELLERDE BULUNANLAR; ONLARI, İÇİNDE EBEDİ KALICILAR OLARAK, ALTINDAN IRMAKLAR AKAN CENNETİN YÜKSEK KÖŞKLERİNE MUHAKKAK YERLEŞTİRECEĞİZ. (SALİH) AMELLERDE BULUNANLARIN ECRİ NE GÜZELDİR.
(ANKEBUT SURESİ, 58)
Allah (c.c)bir ayetinde, insanın isteyeceği herşeyin ve daha fazlasının da cennette verileceğini haber vermiştir. Canınızın isteyebileceği bir şey düşünün ya da gitmek istediğiniz bir yeri. Cennette bütün bu istedikleriniz Allah’ın (c.c) izniyle bir anda olacaktır. Allah (c.c) bir ayette cennetten şöyle bahsetmektedir:
… Orada nefislerinizin arzuladığı herşey sizindir ve istediğiniz herşey de sizindir.” (Fussilet Suresi, 31)
Kuran’da cennetteki sonsuz güzellikleri anlatan ayetlerden birkaçı şöyledir:
Takva sahiplerine va’dedilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır… (Muhammed Suresi, 15)
İman edip salih amellerde bulunanlar; onları, içinde ebedi kalıcılar olarak, altından ırmaklar akan cennetin yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir. (Ankebut Suresi, 58)
…ORADA NEFİSLERİNİZİN ARZU ETTİĞİ HERŞEY SİZİNDİR VE İSTEDİĞİNİZ HERŞEY DE SİZİNDİR.
(FUSSİLET SURESİ, 31)
Adn cennetleri (onlarındır); oraya girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir. (Fatır Suresi, 33)
Gerçek şu ki, bugün cennet halkı, ‘sevinç ve mutluluk dolu’ bir meşguliyet içindedirler. Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Orada taptaze-meyveler onların ve istek duydukları herşey onlarındır. (Yasin Suresi, 55-57)
Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları),
Üstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları,
Yayılıp-uzanmış gölgeler,
Durmaksızın akan su(lar);
Ve (daha) birçok meyveler arasında,
Kesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler).
Yükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler). (Vakıa Suresi, 28-34)
Allah (c.c) cennete girmeye layık olan insanların sonsuza kadar orada kalacaklarını da ayetlerinde bildirmektedir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:
İman edenler ve salih amellerde bulunanlar -ki Biz hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin halkıdırlar. Onda sonsuz olarak kalacaklardır. (Araf Suresi, 42)
Cennetteki en büyük nimet ise, elbette Rabbimizin sevgisini kazanmış olmaktır. Bunu bilmek ve hissetmek, insanın yaşayabileceği en büyük sevinç ve huzurdur.
YÜKLÜ DALLARI BÜKÜLMÜŞ KİRAZ (AĞAÇLARI), ÜSTÜSTE DİZİLİ MEYVELERİ SARKMIŞ MUZ AĞAÇLARI, YAYILIP-UZANMIŞ GÖLGELER, DURMAKSIZIN AKAN SU(LAR); VE (DAHA) BİRÇOK MEYVELER ARASINDA, KESİLİP-EKSİLMEYEN VE YASAKLANMAYAN (MEYVELER)…
(VAKIA SURESİ, 28-34)
Cehennemdeki azap sonsuza kadar devam edecektir
Allah’a (c.c) isyan eden, onu tanımayan insanlar da yaptıkları herşey için bir karşılık göreceklerdir. Dünyada iken Allah’ı (c.c) tanımadıkları, herşeyi O’nun yarattığını kabul etmedikleri, büyüklük taslayıp Allah’ın (c.c) emrettiği ibadetleri yapmadıkları ve dünyada adeta isyan çıkardıkları için, ölünce de buna göre karşılık göreceklerdir.
Bazı insanlar bu dünyada birçok suç işlerler. Kimsenin onları görmediği durumlarda, zaman zaman cezasız da kalabilirler. Ama bu insanlar yaptıkları ne kadar gizli olursa olsun Allah’ın (c.c) onları her an gördüğünün, içlerinden geçeni de bildiğinin farkında değillerdir.
Herkes yaptığı iyi veya kötü şeylerin karşılığını mutlaka alacaktır. Asıl cezayı veya ödülü ahirette Allah (c.c) verecektir. Allah (c.c) sonsuz adalet sahibidir ve Kuran ayetlerinde yapılan en küçük bir iyiliğin bile karşılığını kat kat vereceğini müjdelemiştir. İnsanlar pişman olup bağışlanma dilerlerse onları affedeceğini de söylemiştir. Buna rağmen Allah’a (c.c) iman etmeyen, Kuran’da bildirilen emirleri yerine getirmeyen, sadece dünya hayatında yaşayacağını, sonrasında bir hayat olmadığını düşünen insanları da Allah (c.c) cehennem ile korkutmuştur.
Allah’a (c.c) isyan eden suçlu ve günahkarların yaptıklarının karşılığıdır cehennem.
Allah (c.c) bu kişilerin durumunu Kuran’da şöyle açıklamıştır:
Onlar, dinlerini bir eğlence ve oyun (konusu) edinmişlerdi ve dünya hayatı onları aldatmıştı. Onlar, bu günleriyle karşılaşmayı unuttukları ve bizim ayetlerimizi ‘yok sayarak tanımadıkları’ gibi, Biz de bugün onları unutacağız. (Araf Suresi, 51)
Cehennemde, dünyada yaşanan sıkıntılardan ve acılardan çok daha fazlası vardır. Pislik, korku, acı ve mutsuzluk dolu bir yerdir cehennem. Oraya giden insanlar, cehennemden çıkmak için Allah’a (c.c) dua ederler ama artık dua etmekte ve pişman olmakta geç kalmışlardır. Daha önce size Firavun’un geçersiz pişmanlığından söz etmiştik. O da boğulacağı sırada başına gelecekleri anlamıştı. Ama o andaki pişmanlığı fayda etmemişti. İşte Allah (c.c) insana ölüm anına kadar fırsat verir. Öldükten ve ahirette yaşamaya başladıktan sonra ise pişman olmanın hiçbir anlamı kalmamaktadır.
Cehennemlikler orada yiyecek hiçbir şey bulamazlar. Başlarındaki cehennem bekçilerinden yiyecek istediklerinde onlara darı dikeni, kan ve irin verilir. Su içmek istediklerinde ise kaynar su verilir. Sürekli aşağılanırlar, sürekli derileri yanar, her yerde ateş vardır, dar ve sıkışık yerlerde hapsedilirler. Üstelik bu çok sıkıntılı yaşam sonsuza kadar bitmeyecektir.
Pek çok insan cehennemde belli bir süre kalıp, yaptıklarının cezasını çektikten sonra cennete gideceğine inanır. Ancak bu kişiler sadece kendi kendilerini kandırmaktadır. Çünkü Kuran’daki cehennem ile ilgili ayetlere baktığımızda, cehenneme bir kere giren bir insan için hiçbir kurtuluş yolunun olmadığını görürüz. Allah’a (c.c) iman etmemesi ve dünyada yaptığı kötülüklere karşılık olarak cehennemi hak eden kişiler burada sonsuza kadar kalacaklardır. Allah (c.c) bu gerçeği ayetlerinde şöyle haber vermiştir:
“Kapıları kilitlenmiş” bir ateş onların üzerinedir. (Beled Suresi, 20)
Bu, onların: “Ateş bize sayılı günler dışında kesinlikle dokunmayacak” demelerindendir. Onların bu iftiraları, dinleri konusunda kendilerini yanılgıya düşürmüştür. (Al-i İmran Suresi, 24)
Oysa hatalarını, günahlarını fark eden her insanın, hayattayken yaptıklarından pişman olması ve Allah’tan (c.c) dua ile bağışlanma dilemesi gerekir. Kuran’da Allah (c.c) bize samimi bir pişmanlık olursa, her türlü günahı affedeceğini bildirmektedir. Bu konuyla ilgili ayet şöyledir:
(Benden onlara) De ki: “Ey kendi aleyhlerinde (kendi zararlarına) olmak üzere ölçüyü taşıran (günah işleyen) kullarım. Allah’ın (c.c) rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah (c.c), bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Zümer Suresi, 53)
Ahirette sonsuz bir pişmanlık yaşamamak ve cehennemin bitmeyecek azabından kurtulmak için, geç olmadan insanın hatalarını görmesi ve Rabbimize tevbe etmesi bu yüzden çok önemlidir.
DÜNYA VE AHİRET SAADETİNE GİDEN YOL
28 Şubat 2011 Yazan admin
Kategori güzel- sozler
Lokmân-ı Hakîm, oğluna bir nasihatinde şöyle dedi:
“Oğlum! Halkın isteğine, onların övme veya kınamalarına bakarak hareket etme; çünkü insan oğlunu razı etmek için her ne kadar uğraşsan yine onları hoşnut edemezsin”.
Bunları söyledikten sonra şu misali verdi:
“Bir adam, oğlu ve merkebiyle birlikte evden dışarı çıktılar. Babası merkebe bindi, oğlu da onun ardından yaya olarak yürüyordu. Bir yerden geçerken orada toplanmış bir grup insanlar kendi aralarında, onların hakkında şöyle dediler: “Bu şefkatsiz babaya bakınız; kendisi merkebe binmiş, çocuğunu ise kendi peşinden salarak yaya olarak götürüp gidiyor. Bu adamın hareketi ne kadar da çirkin bir harekettir!”
Adam şöyle dedi:
“Bunların sözlerini duydun mu? Şimdi de sen merkebe bin ben yaya olarak senin arkandan geleyim.” Oğlu babasının sözü üzerine merkebe bindi, baba da yaya olarak onunla hareket etti. Yine diğer bir grupla karşılaştılar. Onlar da şöyle dediler:
“Bu oğlan ne kadar edepsiz! Kendisi merkebe binmiş, baba da yaya olarak onun ardınca gidiyor”
Adam oğluna;
“Bunların da sözlerini duydun mu? Gel, şimdi de her ikimiz eşeğe binelim” Her ikisi merkebe binip hareket ettiler. Az sonra, diğer bir grupla karşılaştılar. Onlar da kendi aralarında şöyle dediler:
“Bu iki şahısın kalbinde merhamet diye bir şey yoktur; her ikisi bu hayvana binmişler, zavallı hayvanın bunların ağırlığından beli kırılıyor; eğer biri binip diğeri yayan gitseydi iyi olurdu” Adam oğluna dönerek; “Duydun mu?” dedi. Oğlu da; “Evet, duydum” dedi.
Adam:
“Şimdi hiç birimiz hayvana binmeden onunla yaya olarak gidelim” dedi. Bu karar üzere, merkebi öne salıp kendileri de onun peşinden yürümeye başladılar. Onları görenler:
“Ne akılsız insanlar var, hayvan boş giderken kendileri yayan yürüyorlar” dediler. Lokmân-ı Hakîm, oğluna şöyle dedi:
“İşte görüyorsun, insanları razı etmek mümkün değildir. Binaenaleyh ümidini, halkın hepsini razı etmekten kes ve Allah’ın rızasını kazanmak peşinde ol; çünkü dünya ve ahiret seadeti bundadır.”
intihar etmenin bedeli nedir sonsuz cehennem mi?
28 Şubat 2011 Yazan admin
Kategori Dini BilgiLer
İntihar etmek büyük günahlardandır Bu bakımdan kendisini intihar edenin son sözü kelime-i şehadet olması onun günahını affettirmez Bu Allahın rızasını kazanayım derken Allahın haram kıldığı bir şeyi yapmaktır Ayrıca kelime-i şahadeti söyleyen her kişi direk cennete gidecektir diye kesin bir hüküm de yoktur
Muaz İbnu Cebel el- Ensari (ra) anlatıyor: Hz Peygamber (asm) buyurdular ki: Kimin hayatta söylediği en son sözü La ilahe illallah olursa cennete gider (Ebu Davud, Cenaiz, 20)
Açıklama: İslam uleması, bu ve benzeri hadislerde zikredilen “La ilahe illallah” tabirinden maksadın kelimei şahadet olduğunu belirtirler Yani kişiyi kurtuluşa götürecek şey sadece Allah’ın birliğini teyid değildir Buna “Muhammedur Resulullah” cümlesi de dahil olmalıdır Bunlar, birini diğerinden ayırmak mümkün olmayan bir bütünteşkil etmektedir
Münavi, ölüm anında her çeşit dünyevi ve nefsani arsuların sönmüş olması sebebiyle, kelimei şahadetin telaffuzun ihlası, içten gelerek olacağını, bu sebeple Allah tarafından kabul göreceğini belirtir
Bu çeşit mücdeli hadisler, ibadeti, tövbeyi sona bırakmayı gerektirmez Kulluk edebi her an samimi olarak Allah’a ilticayı amirdir Ayrıca nasıl bir son bizi beklemektedir? Normal yaşlanarak, şuuru yerinde olarak can verebilecek miyiz, yoksa beklenmedik bir yaşta, hiç umulmadık bir anda mı ölüm yakalayıverecek? Günümüzde inanan pek çok insan gençlik gafletiyle şeytanın bu iğvasına kapılır İbadeti, tevbeyi ihtiyarlığa bırakır Son nefeste ihlasla yapılcak tevbenin, telaffuz edilecek kelime-i şahadetin yetebileceği söylenir Bektaşivari sözlerle kendini oyalayan nicelerinin umulmadık kazalara kurban gittiğini görmekteyiz
Şunuda unutmamak gerekir, bu çeşit hadisler, kişinin eksik bıraktığı ibadetler, kul hakkıyla ilgili günahlar sebebiyle maruz kalınacak azabtan garanti vermiyor “Cennete gitmek” garantisi veriyor Ehli sünnet akidesi, azda olsa bir hayır yapan müminin, cezasını çektikten sonra cennete gideceğini kabul eder Mümin olarak kabre giren bir kimse ebedi olarak cehennemde kalmayacaktır
Kütüb-i Sitte, Prof Dr İbrahim Canan
ekşili köfte
28 Şubat 2011 Yazan admin
Kategori Yemek Tarifleri
Malzemeler:
- 1 su bardağı yoğurt
- 1 çorba kaşığı tepeleme un
- 1 adet yumurta
- 5-6 su bardağı soğuk su
- 1 tatlı kaşığı nane
- 4-5 çorba kaşığı sıvı yağ
- tuz
Köfte İçin:
- 200 gr kıyma
- 1 neskafe fincanı pirinç
- 1 çay kaşığı tuz
- 1 çay kaşığı karabiber
Hazırlanışı:
Köftelik malzemeleri bir kaba koyup karın ve fındıktan birazca büyük köfteler yapın. Tencerenin içine 6 su bardağı soğuk suyu koyun. Kaynamaya başlayınca köfteleri yavaşça içine ilave edin. Ayrı bir kabın içinde yoğurt, un ve yumurtayı çırpın. Yavaş yavaş içine köftelerin kaynamakta olduğu sudan 1-2 kepçe kadarını karıştırarak ilave edip, karışımı köfteleri kaynattığınız tencerenin içine boşaltın. 10-15 dakika kadar kısık ateşte ara ara karıştırarak pişirin. Tuzunu biraz ılıdıktan sonra ilave edip, yağla naneyi yakarak servis yapın.



